Son mesaj - Görüntülenemiyor
Yaygaları görmek için üye olmalısınız.
 
Son Haberler
Dini Yazılarımız
Peygamberimiz

GüL ya Resürüllah güL
Sahabin yanında
Müminlerin İzinde
Her gün sana şefaat ederiz

Kutlu doğumlarda bir ayrıdır yerin
Unutmayız unutturmayız ya Resürüllah
Sen GüL ki biz seninleyiz
Sen bil ki biz sadece seninleyiz

yazan: aLi ÇeLebi

Gönderen uLtr@Li, Pazartesi, 19 May 2008 09:06 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Announcements
Benim Hala Umudum Var

Kim nederse desin
İster Kıymetimiz oLmasın
İster sevilmeyelim
İster Görüşmeyelim
Ama benim hala umudum var

Namaz kıL
Kuran oku
İyilik yap
Adalet terazin şaşmasın
Çünkü benim hala umudum var

Uyku,Uyan,Gez ama oku
Sizler,bizler okudukça
Benim hala umudum var

yazan: aLi ÇeLebi

Gönderen uLtr@Li, Pazartesi, 19 May 2008 09:02 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Dini Yazılarımız
Bazen sabah namazına vaktinde kalkamadığımız oluyor, uyandığımızda güneşin çıktığını anlıyoruz. Vaktinde kılamadığımız bu sabah namazını sonra nasıl kılacağız? Sünnetiyle mi, sadece farzından mı? Kaza niyeti ile mi, yoksa vaktinde kılıyormuş gibi eda niy

Image Hosted by ImageShack.us

Soru: Bazen sabah namazına vaktinde kalkamadığımız oluyor, uyandığımızda güneşin çıktığını anlıyoruz. Vaktinde kılamadığımız bu sabah namazını sonra nasıl kılacağız? Sünnetiyle mi, sadece farzından mı? Kaza niyeti ile mi, yoksa vaktinde kılıyormuş gibi eda niyetiyle mi?

Öğleden evvel mi, sonra mı? Bu konularda bilgiye ihtiyacımız var...

***

Cevap: Sabah namazını güneş çıkmadan, vaktinde kılmaya gayret etmek vazgeçilmezimiz olmalıdır. Önce bu mühim noktaya dikkat çekmeliyim. Çünkü şafak vakti farklı özelliği olan bir vakittir. Bundan dolayı hadis-i şerifteki ikazlar bizi düşündürmektedir. Efendimiz (sas) buyuruyor ki:

- Şafakta kılınan iki rekat namaz, dünyadan da içindekinden de hayırlıdır!

- Neden böyledir? Çünkü öbür alemde dünyada, içindeki tüm servetlerde geçer akçe olmayacaktır, ama şafakta kılınan iki rekat namaz, sahibini kurtaracak geçer akçe olacaktır. Bununla beraber, insan beşer, bazen de şaşar. Akşam geç yatarsa sabah namazını kaçıracak bir hataya düşmek kaçınılmaz olur. Bu sebeple akşam erken yatmaya dikkat etmeli, sabah namazını kazaya bırakma gibi derin üzüntü verecek bir yanlışa düşmemelidir.

Namazı nasıl kaza edeceği konusuna gelince:

Sabah namazının kerahet vakti güneşin çıkışından itibaren 45 dakikadır. Bundan sonra öğlen namazına 20 dakika kalıncaya kadar sabah namazını sünnetiyle birlikte kaza etme vaktidir. Öğle namazına 20 dakika kalınca öğlenin kerahet vakti girmiş olacağından artık sünnetiyle birlikte sabahı kaza etme fırsatı da kaçırılmış olur. Öğleden sonra sadece farzından kaza etme imkanı kalır.

***

Soru: Bazı soruların cevapları kısa olduğundan zihnimizde yeni sorular oluşuyor, açıklanmasına ihtiyaç duyuyoruz. Mesela gusül konusunda ihtiyaç duyduğumuz soru şu oluyor:

- Gusülde namaz abdesti gibi ayrıca bir abdest almak da gerekli mi, yoksa ayrı bir abdest alma mecburiyeti yok mu? Bir de rüyada müstehcen görüntüler gören insana gusül lazım gelir mi? Yoksa gusül ancak idrar yolundan sperm gelmesi halinde mi gerekir?

***

Cevap: Guslün (Hanefi'ye göre) üç farzı vardır. Yani olmazsa olmazı üç tanedir. Şöyle sıralayabiliriz bunları.

Baştan üç kere ağza su alıp çalkalayarak ağız içinde kuru yer bırakmamak. Üç kere de burna su çekip temizleyerek burun içinde kuru yer bırakmamak. Bundan sonra da tüm bedeni baştan aşağıya yıkayarak iğne ucu basacak kadar da olsa kuru yer bırakmamaktır. Bunu sağladıktan sonra gusül yapılmış, cünüplük denen manevi kirden temizlenilmiş olunur.

Bu şekilde tüm bedeni yıkayarak yapılan guslün bir adına da "boy abdesti" denir. Dolayısıyla namaz kılmak için gerekli olan abdest, bu boy abdestinin içinde mevcut olduğundan ibadet için ayrıca abdest alma gereği kalmaz. Ancak alınırsa bunun da sevabı olur, mahzuru olmaz.

Ancak, gusül sırasında diş kanasa, yahut da idrar yolundan sızmalar olsa bunlar guslü bozmaz, guslün abdest olma vasfını bozduğundan ibadet için ayrıca abdest almak gerekir. Rüyada görülen müstehcenliklerin guslü gerektirmeyeceği konusuna gelince:

Rüyada birtakım müstehcenlikleri görmek, yaşamak gusül gerektirmez. Gusül ancak bu sıralarda sperm gelmesiyle farz olur. Sperm yoksa gusül mecburiyeti de yoktur.

Şayet böyle bir şeyin geldiğinden şüphe edilecek olursa, çamaşırın gerekli yerine bakılır. Islaklık gibi bir işaret ve kalıntı varsa, şüpheden kurtulmak için gusletmek daha doğrusu olur.

Gönderen uLtr@Li, Perşembe, 15 May 2008 10:55 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Dini Yazılarımız
“Hastaların namazı nasıldır? Hasta olan biri namazını gözle nasıl kılabilir?

Süleyman KÖSMENE/Yeni Asya

Abdullah Bey: “Hastaların namazı nasıldır? Hasta olan biri namazını gözle nasıl kılabilir? Tarif eder misiniz?”

Image Hosted by ImageShack.us


Namaz farz bir ibadettir. Ancak Cenâb-ı Hak kullarından güçlerinin yettiğini istediğini bildiriyor.1 İslâmiyet’in özünde bu vardır. Güç yetirilemeyecek teklif dinimizde yoktur.2 Bu açıdan kişi, sıhhati elverdiği ölçüde ibadetlerini yapar. Sıhhati müsaade etmediği zamanlarda, gücünün yettiği kadarını yapar, gücünün yetmediğini bırakır. Hastaların nasıl namaz kılacakları konusunda dört mezhep de görüş ve içtihatlarda bulunmuşlar ve dört mezhep de yüce dinimizde “teklîf-i mâlâ yutak” (=güç yetirilemeyen teklif) olmadığı noktasından hareketle hastaların lehine çözümler sunmuşlardır.

Namazda kıyam farz olmasına rağmen; hasta olup kıyamda bulunamayacak kimseler namazlarını oturarak kılarlar. Duvara veya değnek gibi bir desteğe dayanarak ayakta durabilen, bu şekilde kıyamını yapar. Biraz olsun ayakta durabilen kimse, namazına ayakta başlar, gücü kesildiğinde oturarak devam eder. Namazda nasıl oturulacağına gelince; Hanefî Mezhebine göre, oturabiliyorsa teşehhüdde oturduğu gibi oturur. Bu şekilde oturamıyorsa dilediği gibi oturur. Malikî Mezhebine göre, secdeler ve teşehhüt halleri dışında bağdaş kurarak oturur. Hanbelî Mezhebine göre, rükû ve secde hâli dışında bağdaş kurarak oturması sünnettir. Dilediği gibi oturması da caizdir. Şafiî Mezhebine göre ise, oturarak namaz kılan kimsenin secde ve teşehhüt hâli dışında ayaklarını altına sererek oturması sünnettir.

Bu tanımlarda geçtiği şekilde oturmaya gücü yetmeyen kimseler ise, dört mezhebe göre de diledikleri gibi otururlar.

Oturarak namaz kılan kimse rükû ve secde yapabiliyorsa yapar; yapamıyorsa îmâ ile yapar. Bu durumda secde için yaptığı ima, rükû için yaptığı îmâya göre biraz daha eğimli olur ki bu vaciptir. Ayakta durabildiği halde oturmaya ve rükû ve secde yapmaya muktedir olmayan kimse ise, rükû ve secde için, ayakta iken ima etmelidir. Bu durumda yine secde için, rükû için eğildiğinden biraz fazlaca eğilir.

Ayakta durmaya da, oturmaya da muktedir olmayan kimseler namazlarını mümkünse ayakları kıbleye gelecek şekilde arkası üzerine yatarak kılarlar. Bu durumda yine mümkünse başları altına bir yastık koyarak başlarını hafifçe kaldırırlar ve böylece kıbleye dönmeleri sağlanmış olur. Rükû ve secdeleri ise ima ile yaparlar. Bunlar mümkün değilse, imkânları ölçüsünde önce sağ yanı üzerine döner; bu da mümkün değilse dilediği gibi ima ile kılar.

Yatarak ima ile de namaz kılmaya güç yetiremeyen ve bu şekilde beş vakitten fazla hastalığı devam eden kimselere artık, muktedir olana kadar, Hanefî mezhebine göre namazın farziyeti düşer. Şafiî mezhebi ise kılabiliyorsa göz ile kaş ile ve hatta kalp ile imada bulunarak kılması gerektiğine hükmetmiştir. Buna da güç yetiremeyenler, iyileştikleri zaman kaza ederler.

Göz, kaş ve kalp ile namaz kılmanın hiçbir kuralı ve şartı yoktur. Bulunduğu yerde Allah için namaz kılmaya niyet eder, gözüyle namazın hareketlerini hayalen yapar, kalbiyle Allah’a yönelir.

***

Fethullah Turgut: “Kaza namazlarımız varsa sünnet namazlarını kılsak haram mı olur ya da mekruh mu olur?”



Kaza namazı olan birisinin sünnet namaz kılması haram olmadığı gibi, mekruh da değildir. Ancak kaza namazını ihmal etmemesi gerekir.

***

E.D. Rumuzuyla soran okuyucumuz: “Annem kurban kesmeyip kurban parasıyla anneannem dedemin birinci hanımının mezarını yaptırmak istiyor. Kurban parasıyla mezar yaptırılır mı?”



Mezar yaptırmak dinî bir emir değildir. Mezarlar için yerini ve adını belli etmenin ötesinde görkemli yapılar yaptırmak ise mekruhtur. Kurban kesmeyip kurban parasıyla mezar yaptırmaya ise cevaz yoktur.



DUÂ



Ey Mabud-u Bilhak! Sen benim izzet sahibi Rabbim! Ben Senin hakir kulunum! Sen benim azamet sahibi Mabudum! Ben Senin zayıf ve aciz abdinim! Sen benim Celâl Sahibi Hâlıkım! Ben Senin fakir ve güçsüz mahlûkunum! Sana lâyıkı ile ibadet edemedim! Seni gerektiği gibi anamadım! Senin kadrini kıymetini bilemedim! Hatalarımı ört! Ayıplarımı setreyle! Eksiklerimi yok say! Yanılmalarımı bağışla! Kulluğumu eksiklerimle kabul eyle! İbadetlerimi hatalarımla makbul kıl! Beni ve iman ehlini katında ibadet edenlerden yaz! Âmin. Âmin. Âmin.



Dipnotlar:



1- Bakara Sûresi: 286

2- Bedîüzzaman, Mektûbât, s. 73

Gönderen uLtr@Li, Perşembe, 15 May 2008 10:54 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Announcements
Kurbağalar depremi sezmiş

Çin'de onbinlerce insanın ölümüyle sonuçlanan 7.8'lik depremden günler önce, depremin merkez üssüne komşu Mianyang kentinde binlerce kurbağanın şehri terkettiğinin ortaya çıkması, felaketin bir habercisi olarak yorumlanıyor.



Çin'in Sişuan eyaletini haftabaşında vuran 7.8'lik depremin yaraları sarılmaya çalışırken, Çin'li blog'cular, felaketten haftalar öncesinde başlayan bazı garip olayların, depremin işaretçisi olduğunu, ancak yetkililerin bu işaretleri görmezden geldiğini internette tartışmaya başladı.



Şandong kentinde yaşayan bir blog'cu, depremden yaklaşık 1 ay önce kentteki deprem araştırma merkezine gittiğini ve burada tutulan hayvanların garip davranışlar sergilemeye başladığını yazdı.



KURBAĞALAR VE KELEBEKLER


Image Hosted by ImageShack.us

Sişuan'da yayınlanan West China Metropolis Daily gazetesi, 10 Mayıs'ta, depremin merkez üssüne komşu şehirlerden Mianyang'da binlerce kara kurbağasının kenti terkettiğinin görüntülendiğini belirtti.



Mianzhu kentinde de depremden birkaç hafta öncesinde milyonlarca kelebeğin ani şekilde kenti terkettiği öne sürüldü.



BOŞALAN GÖLET



Chutian Metropolis gazetesi ise, 26 Nisan'da Hubei bölgesindeki Enşi kasabası yakınlarında bulunan göletteki 80 bin ton suyun, bir gecede dibinde ortaya çıkan bir çatlaktan boşaldığını kaydetti.



ÖLÜ SAYISI, 20 BİNİ AŞTI



Bu arada depremde ölü sayısının 20 bini aştığı, 26 bin kişinin enkaz altında, 14 bin kişinin ise kayıp olduğu bildirildi.



Sadece 3 kentteki ölü sayısının 18 bini geçtiği belirtiliyor.



Yerel yetkililer, depremin merkez üssüne yakın 10 bin nüfuslu Yingxiu kentinde sadece 2 bin 300 kişinin hayatta kaldığını duyurdu.



BAŞBAKAN, KURTARMA ÇALIŞMALARINDA



Çin Başbakanı Ven Ciaobao'nun 3-5 bin arasında kişinin öldüğü ve 10 bin kişinin yaralandığı Beyçuan'da kurtarma çalışmalarını yönettiği bildirildi.



Başbakan Ven, arama ve kurtarma çalışmalarına 100 bin polis ve askerin katıldığını açıkladı.



HAVADAN YARDIM



Öte yandan Çin ordusu, Wenchuan bölgesinde depremzedelere havadan yardım atmaya başladı. Depremin merkez üssünn bulunduğu bölgeye paraşütle, askeri birlikler ide indiriliyor.



Polis kaynakları, depremin merkez üssüne yakın kentlerde adeta "taş üstünde taş kalmadığını", bütün binaların yıkıldığını belirtiyor.



SEL TEHLİKESİ



Deprem nedeniyle Sişuan'daki barajların yıkılma tehlikesi altında olduğu, depremin yol açtığı toprak kayması yüzünden Jialing ırmağının akışının kesildiği bildirildi.



Toprak kaymasının ırmağın önünde 6 metre yüksekliğinde, 100 metre genişliğinde bir doğal duvar oluşturduğu, oluşan 100 metre uzunluğundaki doğal barajda 600 bin metreküp su toplandığı belirtildi.

Gönderen uLtr@Li, Perşembe, 15 May 2008 10:52 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Dini Yazılarımız
Allah (c.c) Bize yeter

Image Hosted by ImageShack.us


ALLAH BİZE YETER…


Sahip olduklarınızın sizin olduğunu düşünüyorsanız muhtaçsınız demektir.

Varlık içinde yokluğu görmemişseniz, yoksulsunuz demektir.

Cesaret, Allah’tan hakkıyla korkmaktır; korkmuyorsanız korkaksınız demektir.

Kelimeler kalbinde hikmetler taşır, hikmeti görmüyorsanız cahilsiniz demektir.

İnfak etmek, azametle bilinir; vermeye güç yetirirken veremiyorsanız âcizsiniz demektir.


Ama bir ömrün kavşağında durup geçmişe set çekebiliyorsanız cesursunuz demektir.

Sebeplerin ardındaki sebebi, her şeyin üstündeki müsebbibi arıyorsanız ârifsiniz demektir.

Vazgeçilmez olan için kendinizden bile vazgeçtiğinizde hazırsınız demektir.

Ve bir gün her şeyiniz hiçbir şey olduğunda, gemileri yakmak için imkansızı düşlerken… ALLAH SİZE YETER…



Doğumla ölüm arasında, gecenin karanlığında, bir şafak aydınlığında, dört mevsim yedi iklimde… ALLAH BİZE YETER

İhtiyacı yaratan, hiçbir şeye muhtaç olmayan, lütfeden, ihsân eden ALLAH BİZE YETER.


Kimsesiz kaldığımızda, mutluluğumuz alındığında ellerimizden, yalnız bırakıldığımızda, suçlandığımızda, kınandığımızda; bir seccadenin şefkatinde dualar kalbimize deyip geçerken, dil ile ikrar edilen kalp ile tasdik olunduğunda… ALLAH BİZE YETER.


Kalbimiz ağrıdığında, dilimiz dolandığında, omuzlarımızın üzerinizdeki yükün altında ezilirken; sevilmediğimizde, sorulmadığımızda, anılmadığımızda…

Yorulduğumuz zaman, direnmekten vazgeçmeyi düşündüğümüzde, hata ettiğimizde günahın pişmanlığıyla tükenirken…

Velhasıl yandığımız zaman zulmetin alevinde, ateşi serin ve selametli kılan ALLAH BİZE YETER.


Duanın gücünü anlayıp yalnız O’ndan istediğimizde, O’na dayanıp güvendiğimizde, O’ndan başka hiçbir şeyimiz kalmadığında…

ALLAH BİZE YETER


O, ne güzel bir vekil, O ne güzel bir dost, ne güzel bir yardımcıdır

Ey Rabbimiz, Bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır…

Gönderen uLtr@Li, Perşembe, 15 May 2008 10:46 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Dini Yazılarımız
Peygamberimizin Üstün Özellikleri

Peygamber Efendimiz (a.s.m.), Allah (c.c.) tarafindan seçilmis olmasi itibariyle maddî ve mânevî yönden çok üstün özelliklere sahiptir. Öyle ki bugün Islâm karsiti kisiler bile onun üstün ahlâkini ve aklini takdir ettiklerini itiraf edebilmektedir. Ama elbette mü'minlerin takdiri çok daha güçlü ve çok yönlüdür.Bilindigi üzere, Resulullah (a.s.m.) daha çocuk yaslardayken dahi ahlâki ve olgunluguyla dikkat çeker, yasitlarindan farkli oldugunu belli ederdi. Asil davranislari ve ruhî melekeleriyle bulundugu ortamda herkesin sevgisini ve saygisini kazandi.

Dedesi Abdülmuttalip çok sayida çocugu ve torunu oldugu halde ona çok düskündü ve bu düskünlügünü ömrü elverdigince onu himaye ederek göstermistir. Ayni tavri amcasi Ebu Talip'te de görüyoruz. Kendi çocuklarindan üstün tutacak ve daha düskün olacak sekilde bir baglilik duymasinin sebebi elbetteki onun üstün ahlâki ve emsalsiz ruhu sebebiyledir. Görüldügü gibi daha peygamberlik verilmedigi halde etrafindaki herkes bu mübarek sahsa hayranlik duymustur. Allah (c.c.) daha küçük yasta sirasiyla babasini, annesini, dedesini alarak onu egitmis bu tip zorluklarla onun ruhunu daha da olgunlastirmistir. Gençliginde de akli, ahlâki, fazileti, dürüstlügü ve diger pek çok yönüyle Mekkeliler arasinda dikkat çekmis, 'El-Emin' sifatina lâyik görülmüstür. Peygamberimiz (a.s.m.) Islâm'dan önce de hiçbir dönemde putlara tapmamis, akliyla, bir olan Allah'i bulmus, O'na yönelmis ve hanif olan Ibrahim'in dinini benimsemisti.

Saygin bir aileye mensup olup, Mekke'nin ileri gelenlerinin arasinda bulundugu halde hiçbir zaman ahlâkindan taviz vermemis hatta iffetiyle dikkat çekmistir.Peygamberligi döneminde de bu üstünlügü öncelikle Allah'a (c.c.) olan yakinliginda, korkusunda ve tevekkülünde görüyoruz. Kendisine ilk vahiy geldiginde de, inkârcilar onu reddettiginde de, magarada etrafi sarildiginda da, Uhud'da yenildiklerinde de hep ayni tevekkül ve Allah'a ayni baglilik göze çarpmaktadir. O tam bir Allah dostuydu, her tutum ve davranisinda O'na yönelir, sadece O'nun rizasini gözetirdi. Kâfirlere karsi onurlu ve zorluyken, mü'minlere karsi da sefkatli ve merhametli idi. Resulullah Efendimiz bütün ömrünü Allah'i razi edebilmek ve O'nun dinini insanlara ulastirabilmek için geçirdi. Bunu yaparken de tamamen Kur'ân'la hükmetti ve âlemlere örnek kilinan bir insan oldu.

Onun güzel ahlâki, akli, dirayeti, hikmeti, takvasi, liderligi, hakimligi çok iyi anlasilmalidir. Zira Allah onda bizim için güzel örnekler oldugunu söylemektedir."Sizin için, Allah'i ve ahiret yurdunu umanlar ile Allah'i çokça zikredenler için, Allah'in resulünde güzel örnekler vardir." (Ahzab Sûresi, 21)Hz. Muhammed (a.s.m.)'in önemli bir özelligi de kavminin hidayeti için gece-gündüz ugrasmasidir. Sadece ebedî hayatlarini kurtarabilmek için onlari sürekli olarak uyarmis ama bir yandan da salih olduklari takdirde cennetle müjdelemistir. Onlari Allah'in birligine tevhid çagirmis, her türlü puttan, sirkten, ortak kosmaktan arindirmistir. Âyetin de ifadesiyle üzerlerindeki agir yükleri kaldirmis, zincirleri indirmis (7/157) yerine kolay olani getirmistir. Çünkü Allah insanlara zorluk dilememis ve kaldirabileceklerinden fazlasini da yüklememistir.Peygamberimiz Araplarin yüzyillardir süregelen inanç sistemlerini, batil hurafelerini, adetlerini, törelerini yikmis yerine tertemiz olan hak dini koymustur. Ama bu çok iyi takdir edilmesi gereken bir noktadir. Zira köklü inançlari ya da saplantilari yikabilmek çok zordur; sabir, dirayet ve cesaret ister. Bu özelliklere ise Resulullah (a.s.m.)'da en fazlasi ile rastliyoruz.Cenâb-i Allah Peygamberimiz (a.s.m.)'i özel olarak seçmis, üstün kilmis, O'na büyük bir nur vermis ve serefli, üstün Kur'ân-i da ona indirmistir.

Bu mübarek insanin hayati boyunca mücadelesi çok yönlü olmustur. Bir tarafta inkârcilarin amansiz saldiri ve eziyetleri, diger tarafta münâfiklarin sinsi faaliyetleri, yine bir yanda yahudilerin siddetli düsmanliklari diger tarafta bedeviler... Görüldügü gibi pek çok açidan bakildiginda hep sorumluluk Peygamberimiz (a.s.m.)'in üzerindeydi. Hem hakim konumundaydi, hem savaslar idare ediyordu, hem de yöneticiydi. Bir yandan teblig yapiyor diger yandan da mü'minleri egitiyordu. Karsisindaki insanlarin cahiliyeden ve sirkten yeni kopmus ve dolayisiyla pek çok hatasi olan kimseler oldugu düsünüldügünde Peygamber Efendimizin üzerindeki yükümlülük daha iyi kavranabilir. Nitekim Said-i Nursi'nin Onun hakkindaki asagidaki sözleri, Peygamberimizde tecelli eden üstün ahlâki ve yüksek ruhunu bize çok güzel açiklamaktadir:"O asir o zat (a.s.m.) ile bir saadet-i beseriye asri olmus. Çünkü en bedevi ve en ümmi bir kavmi, getirdigi nur vasitasiyla, kisa zamanda dünyaya üstad ve hakim eylemis."Fahr-i Kâinat Efendimiz bir yandan cephede mücadele ederken diger taraftandan da Allah'in Kur'ân'da üstün onur sahibi bir elçi olarak niteledigi Cebrail (a.s.) ile görüsüyor ve vahiy aliyordu. Dahasi Sidret-ül Münteha ve Cennet-ül Meva'nin yanindaki bir makama çikiyor, Ruh'ül Kudüs'le burada da bulunuyordu. Allah, bir kisim ayetlerini göstermek için bir gece onu Mescidsi Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götürmüstü. Asla hevadan konusmuyor ve Rabbinden aldigi vahyi insanlara aktariyordu. Böyle derin bir mâneviyat, yanindakilerin boyutunu asan bir hayat ve siddetli imtihan ortamiyla muhatapti. Peygamber Efendimizi (a.s.m.) degerlendirirken iste onun bu yönlerini de mutlaka tefekkür etmek gerekir. Öyle ki, Onun yasadigi üstün ahlâki ve derin maneviyati anlayabilen insanlar, süphesiz Ondaki 'en güzel örnekleri' daha iyi kavrayabilecek ve yasamaya çalisacaklardir.

Gönderen uLtr@Li, Perşembe, 15 May 2008 10:31 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Dini Yazılarımız
Müslümanın müslümana yaklaşım tarzı nasıl olmalıdır ?

Image Hosted by ImageShack.us


Müslümanın müslümana Yaklaşım Tarzı Nasıl Olmalıdır?

Allah Kuran'da Müslümanlara birlik içinde olmalarını, şeytanın aralarını açıp bozmaya çalışacağını, bu birliği engellemek için çaba göstereceğini bildirmiştir. Birlik; anlayış, fedakarlık, vefa ve sadakat gerektirir.

Allah kullarına iyilik yapmayı yakınlara bakmayı emreder

Rabbimiz, "Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır." (İsra Suresi, 53) ayetiyle iman edenleri bu tehlikeye karşı uyarmıştır. Bu ayet, Müslümanların birbirlerine karşı kullandıkları üsluba çok dikkat etmeleri, incitici, iğneleyici, alaycı, sert, kınayıcı söylemlerden şiddetle kaçınmaları gerektiğini gösterir.

Müslümanlar din kardeşleri ile aralarındaki ilişkide, karşı tarafı incitecek bir söz söylemek, öfkelenmek, saygısızlık yapmak gibi birlik ruhunu zedeleyecek her türlü tavırdan sakınmakla yükümlüdürler. Her mümin bir diğerine karşı olabildiğince fedakar olmalı, sabırlı davranmalı, onun iyiliği için çalışmalı, sadık ve vefalı olmalıdır. Bu, tüm müminlerin benimsemesi gereken üstün bir ahlaktır.

Kutlu Peygamber Efendimiz (sav)'in Örnek Ahlakı

Bu konuda en güzel örneklerden biri, Hz. Muhammed (sav) ile birlikte Mekke'den hicret eden müminler ve Medine'de onlara güzel bir yurt hazırlayan Müslümanlar arasındaki ilişkidir. Mekkeli müşriklerin zulmü ve baskısı nedeniyle, Allah yolunda yurtlarından hicret eden müminleri, Medine'de Hz. Muhammed'e (sav) biat etmiş olan Müslümanlar en güzel şekilde karşılamışlar ve onlara karşı büyük bir muhabbet ve ilgi göstermişlerdir. Birbirlerine yabancı iki topluluk olmalarına, cahiliye Arapları arasında tek önemli kıstas sayılan "kabile bağı"na sahip olmamalarına rağmen, imanları ve itaatleri nedeniyle örnek bir kardeşlik sergilemişlerdir. Medineli Müslümanlar hicret edenlere her türlü imkanı sağlamış, onlara evlerini açmış, yemeklerini onlarla paylaşmış, kendi ihtiyaçlarından önce onların ihtiyaçlarını düşünmüş, mümin kardeşlerinin nefislerini kendi nefislerine tercih etmişlerdir. Rabbimiz, Medineli müminlerin bu güzel ahlakını Kuran'da şöyle bildirmiştir:

Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)

Bu, örnek alınması gereken çok üstün bir ahlaktır. Ve iki mümin topluluğun birbiri ile ilişkisinin nasıl olması gerektiğini gösteren çok önemli bir örnektir. Peygamber Efendimiz (sav) ise, Müslümanlar arasında dayanışmanın nasıl olması gerektiğini aşağıdaki hadisinde şöyle tarif etmiştir:

Müslümanların kendi aralarında ki merhametleri, sayı ve dayanışmaları tıpkı bir vücut gibidir. Vücutta bir uzuv rahatsızlandığında diğer uzuvlar onunla birlikte aynı acıyı çekerler ve uyumazlar.

Müslümanların arasında sevgi olması ve kalplerinde birbirlerine karşı hiçbir olumsuz his kalmaması, Allah'ın müminlere büyük bir lütfu ve nimetidir. Ahirette tam anlamıyla yaşanacak olan bu nimet Kuran'da şöyle bildirilir:

Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar. (Hicr Suresi, 47)

Dolayısıyla Müslümanlar, dayanışmanın, kardeşliğin ve birlik duygusunun büyük bir nimet olduğunun bilincinde davranmalı ve bu birliğin korunması için sabırlı ve iradeli olmalıdırlar. Enfal Suresi'nin "... Eğer mü'min iseniz Allah'tan korkup-sakının, aranızı düzeltin ve Allah'a ve Resulü'ne itaat edin." şeklindeki 1. ayeti, Müslümanlara birlikte davranmalarının önemini bildiren bir diğer ayettir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ise, Müslümanların ortak hareket etmelerinin önemini bir hadis-i şerifinde şöyle ifade etmiştir:

... Birbirinize hased (çekememezlik) etmeyiniz. Birbirinize buğuz (düşmanlık) etmeyiniz. Birbirinizle iyi ilişkileri kesmeyiniz. Birbirinizden yüz çevirip küsüşmeyiniz ve ey Allah'ın kulları, kardeşler olunuz. (Mace Cilt 10, s. 32)

Mümin, her durumda affedici olmakla yükümlüdür, ancak karşısındaki kişi de bir Müslümansa, onunla din kardeşi olduğunu, her ikisinin de Allah'tan korkup sakındığını, Peygamber Efendimiz’e (sav) itaat ettiğini, helal ve harama titizlik gösterdiğini düşünerek çok daha sabırlı davranmalıdır. Müslüman, din kardeşinin her zaman için iyiliğini istemesi gerektiğinin, kendisini düşündüğü gibi onu da düşünmesi gerektiğinin, herhangi bir anlaşmazlık söz konusu olduğunda da sabırla, şefkatle ve sevgiyle karşılık vermesi gerektiğinin bilincindedir. Bir Kuran ayetinde, örnek Müslümanların din kardeşleri için şöyle dua ettikleri bildirilir:

Bir de onlardan sonra gelenler, derler ki: 'Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten Sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin. (Haşr Suresi, 10)

Müslümanlar, aralarında herhangi bir sorun olan kardeşleriyle bu sorunu dostça gidermekle yükümlü oldukları gibi, iki Müslüman topluluk arasında da benzeri bir olay yaşandığında, müminlerin arasını düzeltip uzlaştırmakla yükümlüdürler. Allah, iman edenlere şöyle buyurmuştur:

Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah'tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz. (Hucurat Suresi, 10)



Gönderen uLtr@Li, Pazartesi, 12 May 2008 14:30 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Dini Yazılarımız
Dinden cıkaran 99 şüphe

Image Hosted by ImageShack.us


1- Allahın varlığı hakkında insanda meydana gelecek en ufak bir şüphe ve tereddüt.
2- Allahın cisim olduğunu düşünmek ve hayalinde canlandırmak.
3- Cenab’ı Hakkın sıfatlarından herhangi birini insanların sıfatlarına benzetmek. (Mesela Cenabı Hakk’a dil ve ağız gibi mahlukatın hassalarından olan azalar hayal etmek)
4- Allah’ı bir şeye hulûl etmiş olarak kabul etmek.
5- Cenab’ı Hakka analık, babalık veya oğulluk isnad etmek. Haşa "Allah Baba" demek veya "Her şeyi yaratan Allah ama Allah’ı yaratan kim" (!) gibi sözler söylemek veya bunları kalbinden geçirmek. (Cenabı Hak Yaratan varlıktır. Yaratılan varlık değildir)
6- Peygamberlere yalancılık isnadında bulunmak
7- Peygamberlerden herhangi birini inkar etmek.
8- Peygamberlere günah isnadında bulunmak
9- Peygamberlerin yüksek terbiye ve ilimlerini Allah’ın yetiştirmesiyle değil de, bir insanın yetiştirmesiyle olduğunu sanmak.
10- Meleklerden her hangi birini inkar etmek.
11- Meleklere erkeklik dişilik isnadında bulunmak.
12- Hakkında ayet olan herhangi bir mücizeyi inkar etmek
13- Tevatur yoluyla sabit olan ayın yarılması ve mirac hadisesi gibi mücizeleri inkar etmek.
14- Kur’an-ı Kerim’in bir ayet veya bir cümlesini inkar etmek.
15- Kur’an-ı Kerim’de en ufak bir noksanlık düşünmek ve "kifayetsizdir" diye bir fikre sahip olmak.
16- Kur’an-ı Kerim’in hükümlerinden ve kanunlarından daha üstün kanun ve hükümler olduğunu iddia etmek veya düşünmek, veya hutta ileri bir zamanda böyle bir fikre sahip olabilirim diye düşünmek.
17- Kabir sualini ve azabını, öldükten sonra dirilmeyi inkar etmek veya şüphe ile karşılamak.
18- Hesap gününü, sıratı, mizanı, cennet ve cehennemi inkar etmek.
19- Cennet nimetleri veya Cehennemin azabı hakkında şüphede bulunmak, inkar etmek "Allah hiçbir kuluna azap etmez" demek.
20- mü’minlerin ebediyyen Cehennemde kalacağını söylemek.
21- Her hangi bir farzın bir cüz’ünü veya tamamını inkar etmek, Mesela: "5 vakit namazdan öğle veya ikindi namazları bu devirde kılınmaz, farz olamaz" demek veya düşünmek.
22- Faizi, insan öldürmeyi, günah ve haram kabul etmemek.
23- İslam dinini mühimsememek ve hor görmek.
24- Herhangi bir kâfiri mü’minden üstün görmek.
25- Haramlardan birini helâl adetmek veya ayetle sabit bir haramı inkar etmek.
26- Sahabelerden her hangi biri hakkında münafık, mürai (iki yüzlü), kâfir diye düşünmek.
27- Bir mü’mini imanından dolayı hakir görmek veya bir kâfiri küfründen dolayı üstün görmek.
28- İslamiyetin dünya saadetine engel olan bir din olduğunu söylemek veya düşünmek.
29- Bir mü’mini küfürle suçlamak.
30- Küfrü icap ettiren her hangi bir şeyi kendi isteğiyle hatırından geçirmek.
31- Üzerinde ayet yazılı her hangi bir şeyi kasten kirletmek veya pisliğe tutmak.
32- "Müzik aletlerinden birini çalarak Kur’an okumak"
33- "O adam peygamber olsa gene inanmam"demek.
34- "Peygamber gelse gene kabul etmem" demek.
35- "Allah olsan ne yapabilirsin sen bana" demek.
36- "Allah’ ımı inkar edeyim bu böyle" demek.
37- "Ne olur şu güzelim şarap haram olmasaydı" demek.
38- "Namaz kılmam, kılmayacağım" demek.
39- Allahın emir ve yasaklarından ve kanunlarından biriyle alay etmek, (mesela alaylı alaylı : Hırsızlık mı yaptın uzat kolunu, adam mı öldürdün uzat boynunu" diyerek istihza etmek veya istihza edenin gülmesine gülerek mukabelede bulunmak.
40- Küfrü icabettiren bir söz söylendiğinde onu gülerek karşılamak.
41- "İslam dini efsane ve hurafeden ibarettir" demek.
42- Ruhların kalıptan kalıba geçtiklerine inanmak.
43- Peygamberimizden sonraki hiristiyan ve yahudileri mü’min kabul etme, onların da dini haktır diye itikat etmek.
44- Kur’anın kanunlarını Allahın kelamı diye değil de akla, mantığa, ilme ve felsefeye uygundur diye kabul etmek.
45- Bir kâfire karşı muhabbet etmek. (Bu hususa bilhassa taassup derecesinde her hangi bir fıkraya fikren angaje olan kimseler dikkat etmelidir. Hele hele her şeyin sahtesinin çıkktığı günümüzde pek öyle zahire ve elfaza kapılarak hemen. "iyidir, aradığımız ve beklediğimiz olsa olsa budur" diye körü körüne birine sevgi beslememek lazımdır. Çünkü dış memleketlerden konmuş casuslar bir memleketin en yüksek idari mevkilerini işgal edebiliyorlar ve yükselebiliyorlar. Bu türlü bir sevgi dahi kişinin imanını götürür.)
46- Uzun müddet küfre hizmet etmiş ve müslümanlığa zararı dokunmuş birisini sevmek, onu desteklemek ve hakkında Allah razı olsun diye dua etmek.
47- Ölmüş bir kâfire veya İslam dinine kötülüğü dokunmuş birine "Allah rahmet eylesin" demek.
48- Kafirlerin öteden beri kendilerini müslümanlardan ayırmak için kullandıkları Haç, zünnar (v.s) gibi alameti küfür olan şeyleri takmak veya giymek.
49- Allah’ın ve dininin düşmanlarını taklit etmek, onların hallerini, tavırlarını kendisine örnek ittihaz etmek.
50- İbadetlerinde Cenabı Hakkın rızasından başkalarının hoşnutluğunu gözetmek ve başkalarının görmeleri için kulluk etmek.
51- Kendisi veli olmadığı halde velilik iddiasında bulunmak.
52- "Bu gün Kur’an-ı Kerimle dünya idare edilemez" demek veya diyen birine "doğru söylüyor" demek.
53- Allah’a (cc) peygemberimize ve peygamberlerden herhangi birine, dine veya kitaba sövmek, hakaret etmek veya söven, hakaret eden birine sevgi beslemek o anda onun yüzüne gülmek.
54- Ağıza veya göze sövmek, küfretmek.
55- Nazar değmesin diye bir şeye boncuk takmak (Allah’tan gayri bir şeyden ümit beklemek)
56- Allah dostlarından her hangi bir veli’ye düşmanlık etmek, çalışmalarını baltalamak.
57- Şeriat, dini aykırılıkları bulunmayan ve Allah’ın dinini yaymağa çalışan bir topluluğa, Kur’an’ın şeriatın öğretildiği bir müesseseye düşmanlık etmek ve onların çalışmalarını baltalamak.
58- Bir kâfirin dünyalık bir iyiliğinden dolayı cennete gireceğine kail olmak ve mesela "insanlığa bu kadar iyiliği dokunup da cennete giremiyecek olursa ben de cennet’e girmem" demek.
59- Her hangi bir sünneti ittihaz etmiş bir mü’mine "sana hiç yakışmamış" demek. (Mesela sakal ve bıyık)
60- Hakkında nas (Ayet-Hadis) olduğu açıkça bilinen, ayrıca icma ve selefi salihiyn efendilerimizin, Şah’ı Nakşi Bendi Abdulhaliki Gucduvani, İmamı Rabbani ve daha binlerce İslam büyüklerinin kail oldukları, kabul ettikleri Rabıta hakkında ileri geri laf etmek ve küfürdür, demek.
61- "Peygamber gelse kararımdan beni caydıramaz" demek.
62- "Bu işin inşAllahı maaşAllahı yok artık" demek.
63- "İşte küfrün adını günah koymuşlar. böylelerine küfür sevaptır" demek.
64- "Oruç tutup namaz kılmak neye yarar benim kalbim temiz" demek ve farzları hafife almak.
65- "İslam dini dünya işlerini geriletmiştir" demek.
66- Melaike-i kiramdan herhangi birine günah isnadında bulunmak (Harut ve Marut gibi)
67- Hastalanmıyan birisine: "Seni Allah unuttu" demek.
68- Gelecekten haber verdiğini iddia eden kimseyi tasdik etmek doğru söylüyor demek.
69- "Eğer bu işi ben yapmış isem kâfirim" demek.
70- Yalan olduğunu bildiği halde "Allah biliyor ki seni oğlumdan daha çok seviyorum" demek.
71- "Allahım! rahmetini bana vermekle cimrilik etme" demek.
72- "Allah’ın hiç işi kalmamışta bu gibi şeyleri mi yaratıyor" demek.
73- "Allah falan kuluna şu kadar veriyor bana ise şu kadar veriyor. Bu adalet midir" demek.
74- "Ben bu kadar iyilikte ve hayırda bulunuyorum bütün belalar yine bana geliyor. Falan kimse ise her çeşit kötülüğü yapıyor paşa gibi yaşıyor; bu nasıl adalet" demek.
75- "Cinleri olacakları biliyor" demek.
76- "Eğer ahirette Allah hakkı ile hükmederse senden hakkımı alırım" demek.
77- "Falan kimse peygamber olsa idi ben iman etmezdim" demek.
78- "Eğer Adem Aleyhisselam buğdaydan yemese idi biz eşkiya olmazdık" demek.
79- "Falan kimse peygamber olsa idi yine de yalan konuşurdu" demek.
80- Birisini döverken "dövme" denilse o da "Gökten dövme diye ses gelse yine bırakmam" demek.
81- Kur’anın Arapça olmayıp başka bir lisanla olduğunu iddia etmek.
82- Kur’anın bazı ayetlerini alaya almak ve mesela "Ben namazımı yalnız kılarım. Çünkü Allah ’İnnessalate tenhâ’ buyurur" demek.
83- Namaz kıl diyen kimseye: "Sabret Ramazan gelsin kılarız" demek.
84- Zikirlerle alay etmek.
85- Bir günahı işlerken besmele çekmek.
86- Abdestsiz olarak bilerek namaz kılmak.

87- "Eğer Allah Cenneti bana verse, sensiz girmem" demek.
88- "Falan adamla Cennete bile girmem" demek.
89- "Falan kimse kıble olsa o tarafa yüzümü çevirmem" demek.
90- Hırıstiyan veya Yahudi, yahut başka din üzere ölenlerin azab göreceklerine inanmamak.
91- "Ramazan bitti artık namazı rafa koydum" demek.
92- Alim kıyafetine bürünüp yüksek bir yere çıkarak alay tariki ile konuşma yapmak veya böyle yapan kimsenin hareketlerine gülmek.
93- Boşanma hakkında : "Ben talak malak bilmem" demek.
94- "Hırıstiyanlık Yahudilikten daha hayırlıdır" demek.
95- Yakını ölen kimsenin. "Ey Allahım! Biz şimdi ne yapacağız sen niçin böyle yaptın" diyerek sitemde bulunmak.
96- Meşru bir sebep olmadığı halde bir kimse için "Şu adamın kanı helaldir ve mübahtır" demek.
97- "Allahü Teâlâ falan kimseyi vaktinden evvel öldürdü ve vakitsiz gitti" demek.
98- Yabancı bir kadına bakıpta : "Güzele bakmak sevaptır" demek.
99- Ahiretten bahseden kimseye . "Ordan haber veren kim? Oraya gidip gelen var mı?" demek. Günah işleyen bir kimseye "Tövbe et" denildiğinde "Ben ne yaptımda tövbe edeyim" demek...

Gönderen uLtr@Li, Pazartesi, 12 May 2008 14:27 Yorumlar(0), Hepsini Oku
Dini Yazılarımız
Tasavvuf Nedir

Image Hosted by ImageShack.us


Tasavvuf, kalbi saf yapmak, kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmak demektir. Tasavvuf hâl işi olduğu için, yaşayan bilir, tarif ile ve söz anlaşılmaz.

Tasavvuf ilmi, kalb ile yapılması ve sakınılması ve uzak durulması gereken şeyleri ve kalbin, ruhun temizlenmesi yollarını öğretir. Buna (Ahlak ilmi) de denir.

Tasavvuf ehli, kendi derecesine göre, tasavvufu tarif etmiştir. Birkaçı şöyle:

Tasavvuf, islamın emirlerine uyup, yasaklarından kaçarak kalbi kötü huylardan temizleyip, iyi huylarla doldurmak demektir.

Tasavvuf, sünnet-i seniyyeye yapışmak ve bid'atlerden kaçmaktır.

Tasavvuf, nefsin iman ve itaat etmesi, bütün ibadetlerin ve bütün hayırlı işlerin hakiki ve kusursuz olmasıdır. Allahü teâlânın lütuf ve ihsanı ile daha yükseklere çıkanlar da olur.

Tasavvuf, fâni canlı yaşayan olan her şeyden yüz çevirip, baki olana bağlanmaktır.

Tasavvuf, İslam ahlakıyla süslenmektir.

Tasavvuf, ölmeden önce ölmektir.

Tasavvuf, baştan başa edeptir, tamamen edepten ibarettir.

Tasavvuf, kadere rızadır.

Tasavvuf, Hak teâlâya inkıyaddır, kayıtsız şartsız teslimiyettir.

Tasavvuf, emeli bırakıp amele devam etmektir.

Tasavvuf, kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmaktır.

Tasavvuf, namaz, oruç ve geceleri ibadet etmek demek değildir. Bunları yapmak her insanın kulluk vazifesidir. Tasavvuf, insanları incitmemektir. Bunu yapan, vasıl olmuş, yani maksada kavuşmuştur.

Tasavvuf, insanı, ibadetlerde gereken ihlasa ve insanlara karşı gereken güzel ahlaka kavuşturan yoldur. İnsana bu yolu mürşid-i kâmil öğretir.

Tasavvuf, her sözünde, her işinde, dine yapışmaktır.

Tasavvuf, ızdırap çekmektir. Sükun ve rahatlıkta, tasavvuf olmaz. Yani, aşıkın maşuku aramaya çalışması, maşuktan başkası ile rahat etmemesi gerekir.

Tasavvuf, Resulullahın mübarek kalbinden çıkıp, evliyanın kalblerine gelen bilgilerdir.

Tasavvuf, kendi nefsinin ayıplarını, kusurlarını anlamaktır ve dine uymakta kolaylık ve lezzet hasıl olmaktır ve gizli olan şirkten, küfürden kurtulmaktır.

Tasavvuf, herkese merhametli olmak ve ruhsat olan ameli terk etmektir.

Tasavvuf, Allahü teâlâyı, görür gibi ibadet etmektir.

Gönderen uLtr@Li, Pazartesi, 12 May 2008 14:18 Yorumlar(0), Hepsini Oku
 
 


MKPortal C1.2 rc1 ©2003-2008 mkportal.it
Bu safya 0.58152 saniyede 10 sorguyla oluşturuldu